Advert

BİR KİŞİYE HAKSIZLIK, TOPLUMA TEHDİTTİR

Bir genç; yazılı sınavda 95, sporda 100 puan alıp mülakatta ise sorulan soruya da doğru cevap verip başarı göstermesine rağmen elendiğini ve akabinde daha düşük puan ile işe alınanların siyasi referans ile alındığından bir siyasiye haksızlığa uğradığı sitemini iletirken ‘evrağının kendilerine ulaşmadığından yardımlarının söz konusu olmadığı’ cevabı ile yıkıldığını söylemişti bir kaçyıl önce...
Yakın zamanda ise bir vatandaş, iktidar partisine üye olduğunu ama oy vermeyeceğini belirtmişti. ‘Madem oy vermiyorsun neden üyeliğini devam ettiriyorsun?’ sorusuna ise ‘Onlardan bir beklentim yok ama üye olmazsam çocuklarım başarılı olsalar dahi başkalarını onlara tercih etmesinler diye üyeliğimi sürdürüyorum’ demişti. 
Layık olanın referansı olmadığı için hakkının yendiği iddiası ile hakkı olmasına rağmen başkalarının kendilerine tercih edilmesi korkusu varsa o toplum kendini tehdit altında hisseder. 
Özellikle mülakaat sonucu referans yolu ile yapılan alımlarda kamuoyunda ‘haksızlık yapılıyor’ huzursuzluğu gözlerden kaçmıyor. Her ne süretle veya biçimde olursa olsun hak etmeyene makamın verilmesinin doğru olmadığını belirtip konu ile ilgili bir kaç kelam edelim. 
Bir alanda yetenekli olup, yeterlilik sahibi olan ve uygun davranışta bulunup o işi yapmaya layık olan kimseye likayatli denilmektedir. 
Torpil ise kayırma, arka çıkma; yani öncelikli olmadığı halde öne alınma, kısacası liyakatte belirtilen özellikler aranmadan öncelemedir. 
Bir görevlendirme yapılınca liyakata bakılmış ise görevlendirilen kişinin kimin yakınının olmasının bir ehemmiyeti olmaz. Layık olan hak sahibidir. Layık olduğu halde birinin yakını diye görevlendirilmemesini istemek birinden dolayı  başka birinin hakkını gasp etme anlamına gelir bu da doğru değildir.
Yapılacak görevlendirmede kişinin uygunluk ve layıklığına değil de birine yakınlığı, bir yere iltisakı veya irtibatı yeterli sebep görülürse bu da torpil olmuş olur ki burada göreve talip olan, görevlendiren ve sebep olanlar da haksız kazancın ortağı olmuş olur. 
Kısacası göreve layık olanın kimin adamı olduğuna bakılmadan layık olanın iş başına gelmesi doğru olduğu gibi layık olmayanın da kimin adamı olursa olsun bir göreve getirilmesi yanlıştır.
Bilgiye, tecrübeye ve liyâkate değer vermeyip işi ehil olmayan kişiye bırakmak emanetin ehil olmayana verilmesi demektir. 
Ehil olmayana bir vazife verildiğinde o kişi de üstlendiği vazifeyi hakkıyla yerine getirmeyip kendi menfaatinin peşinde koştuğunda ve haksızlıklara daldığında kısa sürede her şeyin düzeni bozulur.
Nitekim Allah’u Teala (Nisa-58) bizlere;  Emanetleri mutlaka ehline vermemizi ve insanlar arasında hükmettiğimiz zaman ise adaletle hükmetmemizi emreder. 
Kahir ekseriyeti Müslüman olan bir toplumda bu emre kulak verilmesi gerekirken görevlendirmede eğer layık olan öncelenmiyorsa o zaman bu emre muhalefet ettiğimiz hususunu hafızalarda bulunduralım. 
Fatih Sultan Mehmet'e Vebalin ne olduğu sorulduğunda Sultanın, vebalin; "Hak etmeyenlere makam mevki vermektir!" dediği rivayet edilir. 
Değil birden fazla taliplinin olması, bir görev için tek adayın olması durumunda bile şayet ehil ise emanetin verilmesi gerekirken; bilgi, tecrübe ve layık olanların olmasına rağmen birine iltimas geçilmesi liyakat ilkesini bertaraf etmenin yanında bir de kul hakkını ihlal olur.  
İnsanların canları, malları, namusları, manevî şahsiyetleri, makam ve mevkileri, dinî inanç ve yaşayışları, hakkı ile elde ettikleri ve bilgi, beceri, deneyim ile bir hak elde etme imkanı olmaları gibi konulardaki kişilik haklarına yönelik yapılan kötülükler, verilen zarar kul hakkına tecavüz sayılmaktadır.
Bir işyerinde çalışıp deneyim elde etmiş birinin başka bir yerde çalışması için önceki işletmesinden bu kişinin işe layık, deneyimli ve yeterli olduğunu gösteren belge olan referans; günümüzde birine yakınlığı, bir yere iltisakı veya irtibatı yeterli sayılan arka çıkma, destekleme durumu olarak önümüze çıkmaktadır. 
Kamuoyunda mülakat için; işe alımlarda adaylar arasında en uygun olan kişinin seçilmesi değil de referansı (arka çıkanı) güçlü olanın öncelenmesi kanaatı oluşmuşsa o zaman burada da hakkın gözetilmesi için bir inceleme şarttır.
Yöneticiler haksızlıkta ısrar ettiğinde makam/mevki talebinde olanlar da buna boyun eğip kendileri de hak etttikleri halde bir referans ihtiyacını hissediyor. Bunun savunması da ‘devran böyle dönüyor bizler de aynı şekilde talepkar olmayınca hakkımızı da alamıyoruz’ oluyor. 
Ahmet Hamdi Tampınar, “Haksızlığa her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur.” diyerek daha büyük haksızlıklara maruz kalmamak için küçük de olsa haksızlıklara razı olmamamız hususuna dikkat çekmiştir. 
Bir kişiye yapılmış bir haksızlığın bütün topluma yönetilmiş bir tehdit olduğunu unutmayalım. 
Toplumun bu haksızlık tehdidine maruz kalmaması için öncelikli olarak bizler haksızlığı talep etmeyelim, rıza göstermeyelim ve imkanlar doğrultusunda haksızlığın yapılmaması veya kalkması için mücadele edelim. 
﴾Maide 8’de﴿ Allah için hakkı ayakta tutmamız ve adaletle şahitlik eden kimseler olmamız istenmekte ve herhangi bir topluluğa duyduğumuz kinin bizi adaletsiz davranmaya itmemesi hususunda uyarılmaktayız.
Uyarılara kulak verip ister nefsi için isterse sevdikleri veya dünyevi çıkar için azığını kirletmeyenlerden olmak umudu ve duasıyla!
Selametle...

foto
Yazar: Abdullah BİLDİK
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal