Kardeşliğimizin Teminatı ZEKÂT


İnsan fıtrat itibariyle medenî bir varlıktır. Bundan dolayıdır ki, insanın dünya hayatında huzur, güven ve refah içinde yaşayabilmesi için başka insanlara ihtiyaç duyar. Bunun doğal bir sonucu olarak ta insan, yaşadığı toplumun bir ferdi olarak, düşüncesi, hayatı algılayışı ve hayatı yaşayışı açısından kendisinden olan bir toplumda yaşamak ister. İşin aslı buna da ihtiyaç duyar. Dolayısıyla insan toplumun sunduğu güveni, huzuru ve sekineyi kendisi için vazgeçilmez hayatî bir sığınak olarak görür.

 

İşte insan için vazgeçilmez olan bu sığınağı oluşturan, toplumun her bireyinin toplum içinde kendisine düşeni layığı ile ve hakkaniyet ölçüsüne bağlı kalarak yerine getirmesidir. Zira bu sığınağı güçlendirmenin en başat yolu, her ferdin kendini diğer ferdin mutluluğunun sigortası, huzurunun ve güveninin teminatı olarak görmesinde yatmaktadır. Şunu da net bir şekilde bilmeliyiz ki toplumu ayakta tutan bu anlayıştır. Bir toplumun fertleri birbirine karşı diğerkâm, vefalı ve merhametli değilse o toplumda güven tesis edilemez ve o toplumlarında sonu helaktir zaten.

 

İslam meseleye böyle baktığı için en başta güveni tesis etmeye gayret etmiştir. Bunu içinde, İslam bu güveni ‘el-Emin’ lakaplı peygamberi ile toplumda oluşturmayı başarmıştır. İslam bunu çok uzun bir sürede değil çok kısa bir sürede tesis etmeyi başarmasıdır.

 

İslam bu güveni zengininden fakirine, kadınından erkeğine, çocuğundan gencine kadar toplumun her kesiminde ve sınıfında, mükemmel bir şekilde oturtmayı başarmıştır. Bunu nasıl mı başlardı? Anlatalım… Dinimiz İslam, çocuk ile gence karşı olan güveni hoşgörüyle, kadın ile erkek arasındaki güveni, fıtratın getirdiği farklılıkları göz önünde bulunduran bir eşitlik anlayışla, yaşlılar için huzur ve güveni de, şefkat ve merhamet çerçevesinde bir hürmet ile tesis etmiştir. Bütün bu saydıklarımızla birlikte ve belki de bütün bunları kapsayıcı bir anlayışla da, adalet ve hakkaniyeti, zengin ile fakir arasında zekât müessesesi ile temellendirmiş ve gönüller arasında sevgi ve güveni bu vesile ile ebediyete kadar oluşturmuştur.

 

İslam dinimiz zengin ile fakir arasındaki adaleti oluştururken zengine ‘ senin malın olduğunu düşündüğü bu dünya servetinin içinde, fakir kardeşinin hakkı olan, Zekât hakkı vardır.’ Anlayışını aşılamakta, fakir olana da ‘ zengin kardeşini sakın kıskanma o sana hem bir kardeş hem de rızkına sebeptir.’ Diyerek toplumsal birlikteliği sağlamlaştırmaktadır.

 

Bu bağlamda Zekât müessesesi fakiri zenginin minnetinden koruduğu gibi, zengini de fakirin bedduasından korumaktadır. Dolayısıyla İslam bu şekilde toplum hayatını düzenlemekte ve toplumun her türlü kesiminde ve farklılığında birlikte huzur ve güven içinde yaşamayı garanti altına almaktadır.

 

Son tahlilde Zekât; fakirin, zenginin malı içinde bulunan hakkıdır. Zengin bu hakkı tastamam vermek mecburiyetindedir. Kaldı ki zengin, fakirin hakkı olan Zekâtı verdiğinde, geride kalan malını bereketlendirmekte ve bu şekilde dünya servetini, şeytan ve nefsin pisliklerinden arındırmaktadır. İşte İslam bireysel ve toplumsal yardımlaşma ve dayanışmayı bu şekilde temellendirerek huzur ve güveni gönüllere yerleştirebilmektedir.

 

Ayrıca Zekât müessesesi, toplumun bekası, vatanın bütünlüğü ve devletin dirliği ve birliği için olmazsa olmazdır. Zekât kurumunu paslandırmış toplumlar, kötü huylu kanser olan bir hastalığa yakalanmış ve neticesi hüsran olacak olan toplumlardır. Bu kötü huylu kanserin adı da Fâizdir. Bu kötü huylu kansere yakalanan toplumlar bünyelerinden bu hastalığı atmadıkça ne huzur ne de güveni tesis edebilirler. Bu düzen içinde debelendikçe daha derine batmaya mahkûmdurlar. Bu Allah’ın kitabında bize anlatılanın ta kendisidir.

 

Sevgili dostlar gelin bu yazımızı bir dua ile bitirelim;

 

 

Allah’ım bize, kalbimize, hidayetini verdikten sonra, kalbimizi yolundan saptırtma, ayağımızı sıratından kaydırtma. Allah’ı sen ki hakkımızda hayırlı olanı bizden daha iyi bilensin, bizi vatanımızın birliği ve dirliği ile sınama. Ya Rabbi, hakkımızda hayırlı olanı kalbimize, kalbimizden geçenleri de hakkımızda hayırlı eyle… Bizi bize bir göz açıp kapama süresince dahi olsa, bırakma. Kudreti yeri ve göğü tek kelime ile halk edebilen yüce Hâlıkım!(yaratıcım), şu Ramazan ayının son günlerinde, bundan sonra ki ömrümüzü hayırlı eyleyecek ameller yapmayı nasip et. Bu aziz milletin kardeşliğini baki eyle. Bu dünya hayatını bitirip baki olan ahiret hayatına irtihal ederken de kelime-i Tevhid ile göç etmeyi nasip et. Kardeşliğimizin teminatı olan ibadetlerimizi bi hakkın yerine getirmeyi nasip et. Hassaten toplumumuzun bireyleri arasında hakkı, adaleti, dayanışma ve yardımlaşmayı sevgi temelinde tesis eden Zekât ve Fitreye gönlünde en ufak bir sızlanma hissetmeden verebilmeyi nasip et. Amin, amin, amin…

foto
Yazar:
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal