Advert

Tâlût (as)’ın İrade Testi

Bu haftaki yazımızda güçlü iradenin önemi ile ilgili ibret ve derslerle dolu Tâlûtkıssasını ele alacağız. Bu kıssa, hayata ve sünnetullaha dair birçok ders barındırmaktadır ancak biz sadece “irade eğitimi” boyutuyla ele almaya gayret edeceğiz.
Hz. Musa’dan sonraki dönemdeİsrailoğulları’nın başından geçen bu kıssaÜmmü’l Kitapta şöyle anlatılır;
İsrailoğulları’nın ileri gelenleri (mele takımı) peygamberlerine “Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım” dediler. Peygamberleri ise “Ya üzerinize savaş farz kılındığı zaman, savaşmayacak olursanız” diyerek onları düşündürmeye sevk etmek istedi. Onlar ise “Yurdumuzdan çıkarılmış ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımız halde Allah yolunda niye savaşmayalım” diyerek savaşmakta kararlı ve haklı olduğunu dile getirdiler. Ancak onlara savaş farz kılındığı zaman ise pek azı hariç, yüz çevirdiler ve sözlerinden döndüler.
Peygamberleri onlara “Allah sizlere Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dediğinde onlar “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layığız. Ona zenginlik de verilmemiştir.” Diyerek başta peygamberlerinden bir komutan istemelerine rağmen, Allah tarafından onlara bir komutan seçilince zengin olmadığı için kabul etmediler. Aslında içgüdüleriyle hareket ederek kendilerinin komutan olmasını diliyorlardı ki keyifleri gibi hareket etsinler.
Ancak peygamberleri, onların istekleri doğrultusunda değil, Rabbinin emrini tebliğ ederek “şüphesiz Allah onu sizin üzerinize emir seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı” diyerek Allah’ın kesin emrini ve yöneticiliğin zenginlik işi değil, liyakat işi olduğunu, bu konuda Tâlût’un ilim ve güç bakımdan ehliyet sahibi olduğunu ifade etti. Bir işe ehil olabilmek için öncelikle o işin ilmini bilmek, o iş hakkında yeterince bilgi sahibi olmak lazımdır. Sadece ilim yeterli midir, elbette hayır. Bir de o işi yapabilecek gücün ve yeteneğin olması lazım. Ayrıcabir liderin karakterinde “adalet, cesaret, cömertlik, iffet, merhamet ve diğergamlık gibi özelliklerin bulunması elzemdir. 
Her şeye rağmen İsrailoğulları, Tâlût’un komutanlığını kabul etmede tereddüt etmişlerdir ki Allah’u Teâlâ hükümdarlığın alameti olarak HZ. Musa’nın (asası, yazılı levhaları)ve Harun ailesinin önemli bazı eşyalarının olduğu bir sandığı meleklerin taşımasıyla getirtti. Bu mucizevi olaydan sonra artık o mele takımı(kavmin ileri gelen aristokrat takımı) itiraz edemediler.
“Tâlût askerleriyle birlikte sefere çıkınca, ilk icraatı kavmine bir itaât ve irade testi yapmasıydı. Böylece çürükleri ayıklayıp az da olsa sağlam bir orduyla yol almak istiyordu. Çünkü çürüklerin sağlamları bozması an meselesiydi. Bir de savaş ciddi bir iştir, içgüdülerini kontrol altına alamamış, liderlerine itaat etmeyen, düzen tanımayan, daha büyük idealler uğruna anlık zevklerinden vazgeçemeyen bir kavmin başaracağı, sebat edeceği bir iş değildir. Hem Tâlût (as) bu kavmi çok iyi biliyordu. Bunlar firavunun zulmü altında yıllarca köle olarak yaşamışlardı. Bunlar irade yoksunuydular. Firavun istediği şekilde kendilerine zulmettiği halde hatta bütün erkek çocuklarını öldürmelerine rağmen bir karşı duruş iradesini gösteremeyen bir kavimdi bunlar.
Halen bu kişilik özelliklerini taşıyan ordunun içindeki bu tipler ile zafer imkânsızdı. Hem düşman kendilerinden kat be kat kalabalık ve teçhizat bakımından üstündüler. Zafer Allah’tandır ama sebat etmeyen bir kavme yüce Allah zafer vermezdi. 
Böylece Tâlût (as) kavmini irade ve itaat süzgecinden geçirmek için insanın nefsini ve içgüdülerini harekete geçiren temel gıda olan su ile sınavdan geçirmeye karar verdi. Bir nehirden geçeceklerdi.Tâlût askerlerine “Kim ondan içerse benden değildir, -Bir avuç içen müstesna-ondan içmeyen de bendendir” dedi.
Tam da Tâlût (as)’un istediği gibi oldu. Kendilerine hâkim olamayıp o nehirden doya doya içen o iradesiz çoğunluk “Bugün bizim Calut’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok” deyip korkularına yenik düşerek ordudan ayrılıp geri döndüler. O bir avuç güçlü iradeli, imanlı,itaatkâr ve zaferin sayı çokluğuyla değil Allah’ın yardımıyla kazanıldığına gönülden iman eden az sayıdaki mücahitler ise “Allah’ın izniyle nice az topluluklar, nice çok topluluklaragalip gelmiştir” dediler. Calut’un ordusuyla karşılaştıkları zaman da Allahtan zaferin gelmesi için güçlü bir irade ve sabır ile sebat edilmesi gerektiğine inanarak Rablerine “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam tut, şu zalim kavme karşı bize yardım et” diye dua ettiler. 
Böylece Allah’ın izniyle Tâlût’un ordusu zalimleri bozguna uğrattı. Henüz gençliğin baharında olan Davut (as), gücü ve cüssesiyle dev gibi olan zalimlerin lideri Calut’u bir sapan taşıyla yere serdi. 
Ve sonuç, mücahitlerin dediği gibi, nice az topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok topluluklara karşı zafer kazandı. Bu Allah’ın bir sünnetidir. Zaferin şartı olan imanlaterbiye edilmiş güçlü bir irade olduktan sonra her zaman ve zemindebaşarıyasadece bir adım kalmıştır o da harekete geçmektir.
Selam ve dua...
Kaynak: Bakara 246-251

foto
Yazar: Abdulkadir ARUTAY
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal