DEMOKRASİ

 

 

Bu haftaki yazımızın ilk cümlesi, geçen haftaki yazımızın son cümlesi olsun; ebedi hayatımızda bize hiçbir katkısı olmayan beşeri sistemlere ve keyfi düşüncelere, yaratıcının koyduğu kuralları ve dini değerleri feda etmeyelim. Fıtratımıza ve değer yargılarımıza uymayan, batının batıl ve sapkın ideolojilerinden dolayı dini yaşam biçimi olarak benimsemiş insanımızı, kutuplara ayırıp, vahşi batıya yem etmeyelim.

 

      Yaşadığımız çağda, dini değerler keyfiyete kurban edilmiştir. Özgürleşme ve bireyselleşme adına toplum farklı dünya görüşleri altına çekilmek istenmektedir. Tarihe bakıldığında, özellikle on altıncı ve on yedinci yüzyılda, bazı Hristiyan kesimlerin Protestanlık aracılığıyla, modern yaşamın özgür bireyden geçtiğini, ancak bu yolla modern bir hayatın yakalanabileceğini savunarak, Hristiyanlık dininin kendi içinde bir reform gerçekleştirerek modernleşmeyi yakaladıklarını, dolayısıyla İslam dininin de kendi reformunu gerçekleştirmesi gerektiği algısını yaratmaya çalışıyorlar. İslam dininin 1400 yıl önceki yorumlanmasıyla, çağın gerisinde kaldığını, modernleşmenin ve gelişmenin önündeki en büyük engel olduğunu, bu nedenle İslam’ın da bir reforma ihtiyacının olduğunu ifade etmek koşuluyla, İslam ile Müslüman arasında bir kriz yaratarak, kendi sapkın ve batıl ideolojilerini, demokrasinin güzelliği diye kabul ettirmek istiyorlar.

 

   İslam’ın çağa ayak uyduramadığını söyleyerek yapılmak istenen, aslında tam olarak nedir, onu bilmek lazım. Çağın sorunlarına cevap veremeyen ve çağın gerisinde kalan bir dine de, çok fazla güvenilmemesi gerektiğini, dolayısıyla yaşamını dine göre tanzim etmenin doğru olmadığını, dinin bazı rituellerinin yapılabileceğini, bunda modernleşmek isteyen bir birey için çok fazla bir sıkıntının olmadığını ifade etmektedirler.

 

Şimdi kendi siyaset akademilerinde bu ve buna benzer dersler işleyenler, aslında halkın dine olan güvenini sarsmak istemektedirler. Özgür birey ve modern toplum üzerinden, bireyin dini tercihinin sorgulanamayacağını, özgürleşen bireyin dini istediği gibi sorgulayabileceğini ısrarla işlemektedirler.

 

Kendisini dindar diye tabir eden bir siyasi partinin, hem tüzüğünde hem de parti siyaset akademisinde ders olarak ‘’bireylerin inandıkları gibi yaşama, düşündüklerini ifade etme hakları tartışılmazdır.’’ deniliyorsa, burada perde arkasında, bizler üzerinden emellerini gerçekleştirmek isteyenleri görmemek ve anlamamak akıl tutulmasıyla ifade edilebilir.

 

Dikkatlerinizden kaçmamıştır ancak tekrar hatırlatmakta fayda var. Dünya görüşü ne olursa olsun, hangi siyasi partinin mensubu olursa olsun. Her anlamda ve alanda birbirleriyle farklı düşünüyor gibi görünenler, iş demokrasiyi savunmaya gelince, Bremen mızıkacıları gibi tek ses olabilmektedirler.

 

Toplumun sözde ileri gelen akademisyenlerine bakınca, demokrasiye ait değerleri, topluma sistematik bir şekilde ve aynı perdeden aktardıklarını görmekteyiz. Bu akademisyenlerin siyaset derslerini verdikleri siyaset akademilerine baktığınızda, oraya alınan kursiyerlerin iyi eğitim almış hatta en az yüksek lisans eğitimi almış kişilerden seçtiklerini görmekteyiz.

 

Peki neden?

 Bu kursiyerler toplumun itibar ettiği kişilerden seçilir. Bu kişilerde kendilerine verilen rolü doğru oynamak adına, Müslüman ve dindar toplumun bir türlü içine sindiremediği, batının bu batıl ve sapkın ideolojisini doğru ve mükemmel bir düzenmiş gibi anlatıp, insanımızı bu düzene inandırmaktır. Bunun doğru bir düzen olduğuna insanımızı inandırmak için, İslam’ın çağımızın sorunlarına cevap veremediğini ve yetersiz kaldığını konusunda da insanımızı ikna etmeleri gerekir.

Son yıllarda toplumun büyük bir kesiminin bilinç altına bu düşünce yerleştirilmiştir. Batının, Müslüman coğrafyamızda yapmak istediklerini, bizden görünen ve bizden göründükleri içinde saf ve temiz halkımız tarafından itibar gören, yerli iş birlikçilerle halkımızı top yekün batının batıl ve sapkın ideolojilerine teslim ve mahkum etmektir.

Demokrasi insanın mutlu ve huzurlu yaşamı için en uygun sistemdir. Diğer nizamların yeterli olmadığını  topluma empoze ederek, toplumun kendi fıtratına uygun olan nizama arkalarını dönme ve zamanla o nizama düşman olmasını sağlama mücadelesidir.

‘’Cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Şüphesiz iman edenler için, Allah’ın hükmünden daha güzel bir hüküm yoktur.’’(maide-50)

Son söz; ağaç kesilirken ‘’beni kesmeleri zoruma gitmiyor. Beni, benden olan sapla kesmeleri beni kahrediyor’’ diyor.

 

 İslam nizamının, Müslümanların eliyle yaşamın dışına atılması, asıl kahredici olandır.

 

 

foto
Yazar: Musa APUHAN
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal