Kar Yağarken Eldivensiz Olmak…

Belli ki özenmiş, sonucunun nereye varacağını düşünmeden…

Okul bahçesinde kartopu oynayanlar avuçlarında sıkabildikleri kadar kartopunu sıktıktan sonra birbirlerine vurmaya çalışıyorlar fakat sen; ey elleri eldivensiz çocuk, sen kartopunu kime atıyorsun?

Kartopu, avucunda epey bir zaman kalmış ki hiç kimseye atamadan avuçlarından yere düşüverdi.

Sonra üşümüş ellerini ağzına götürdü. İki elini küçücük ağzına sığdıramadı ki başladı ağlamaya…

Devreye ana yüreği girdi.

Bütün sevdiklerini yüreğine sığdıran anne, yavrusunun üşümüş ellerini önce göğsüne bastırdı, sonra ağzında ısıtmaya başladı.

Çocuk önce ağlamayı bıraktı, sonra annesinin yüzüne bakıp tebessüm etti.

Karşıdaki esnaf onların o haline acımış ki, çocuğu çağırdı; “gel biraz ısın.” dedi. Onlar işyerinin sahibinin teklifini ikilemeden, koşar adım içeri girdiler.

Kar yağışına rağmen sokağa çıkmış, üzerinde halen yazlık üstleriyle dolaşan bu mazlumlar kimlerdi acaba, siz tahmin ettiniz mi?

Tabiî ki vatanları savaş meydanı seçilen, evleri-barkları bombalanan, yakınları öldürülen Suriye’li mazlumlardı.

Acaba onlar şimdi bu halde olmayı isterler miydi?

Buraya aç, susuz, evsiz, barksız kalmak için mi geldiler, yoksa bizi biraz imanlı, vicdanlı bildikleri için mi geldiler ölmemek için kaçtıkları vatanlarından…?

O çocuğun halini görünce, kendi çocukluğuma gitti aklım.

Eldivensiz, elleri üşüyen Suriyeli çocuk, otuz yıl öncesine götürdü beni.

Bende en çok çocukluğumda mutlu olmuştum.

Peki neyi ile mutlu olmuştum?

Karın yağışıyla, sokakta oynadığımız kar topuyla.

Okul bahçesinde yırtık ve tek olan ayakkabımla oynadığım futbol maçlarıyla.

Mahalleler arası “biz daha kabadayıyız” kavgalarıyla.

Bazen dönüp bakıyorum da, meğerse en güzel arkadaşlıklarımız ve anılarımız hep o günlere aittir.

Bazen mutluluğu, bazen de bugünlere ait unutmak istediğim acıları ve yalnızlıkları, siyah-beyaz olan o günlerden kalma fotoğraflarda arıyorum.

Şu anda bile dalmışım geçmişin o saf ve temiz sayfaları arasına.

Düşünüyorum da, bizim çocukluğumuz mu kısa sürdü yoksa bizler mi tez büyüdük?

İşte Suriyeli çocukta bunu gördüm. Sanki acılar ve çileler bazı çocukların tez büyüyüp, ıstıraplara karışmasını istiyormuş gibi…

Düşünüyorum da neden bu çocuk kendi şehrinde değil ve neden olması gerektiği kadar mutlu değil?

Belki de Hans’lar mutlu olsun diye, hep Hasan’ların acı çekmesi, sömürülmesi ve öldürülmesi gerekiyor?

Kendi çocuklarının bir kahkahasına binlerce Müslüman’ın kanını ve canını feda etmekten çekinmeyen alçaklar oldukları için.

İşte bu eldivensiz çocuk, o alçakların hayatını kararttıkları çocuklardan bir tanesi daha…

Halen lapa lapa kar yağıyor şehrimin üstüne.

Kimine acı ve yokluk gibi, kimine sevda ve umut gibi.

Biz çocukken, korkusuzca geçerdik kocaman buz sarkıtlarının altından.

Buzdan ayaz kesince her yanı, bizlerin keyiften içi ısınırdı.

Ya sen evsiz barksız Suriyeli çocuk?

Gece penceresiz evin içinde soğuktan donmaktan korkmuyor musun?

Her taraf ayazdan buz kesince, senin içini hangi mutluluk ısıtabilir ki?

Ey mazlum coğrafyamın bahtsız yavrusu; bize çocukluğumuzda mutluluk veren ne varsa şimdi bakıyorum da sana acı veriyor.

 Senin bu halin, beni de üşüttü ve daha fazla yazamıyorum.

 

Huzura, mutluluğa, hepsinden önemlisi özgürlüğe kanatlanacağın bir yaşam diliyorum.

foto
Yazar: Musa APUHAN
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal