Ey Şehr-i Çapakçur

 

En son neyi ile mutlu olduk bu şehrin?

Çocukluğumuzda karın yağışıyla sokakta oynadığımız kartopu…

Okul bahçelerinde yırtık ve tek olan ayakkabılarımızla oynadığımız futbol maçları…

Ve mahalleler arası kavgalarımız hariç.

Belki de hepimizin dönüp baktığında en güzel anılarımız ve en güzel arkadaşlıklarımız, o günlere aittir.

Bazen mutluluğu, bazen de unutmak istediğimiz acıları ve yalnızlıklarımızı, adeta siyah-beyaz bir fotoğraf gibi olan o çocukluğumuzda arıyoruz.

Bazen, uzun uzun dalıyoruz,

Geçmişin o saf ve temiz sayfaları arasına.

Çocukluğumuz mu kısa sürdü yoksa bizler mi tez büyüdük, anlamadım. Sanki acılar ve çileler bizim bir an önce büyüyüp, ıstıraplara karışmamızı istemiş gibi.

Düşünüyorum da, kendi şehrimizde neden mutlu olamıyoruz?

Oysa bu şehrin doğası bir başka güzel, insanı yürekli, merhametli, yardımsever… Yani adam gibi adam.

O zaman biz nerede yanlış yapıyoruz?

Acaba birilerinin hırsı birilerinin çıkar kavgası, birilerinin doymak bilmeyen aç gözlülüğü mü bizleri çocukluğumuzdaki anılarımıza mahkum mu ediyor?

Hani bu şehrin kalburüstü insanları, bu şehrin mum kadar olan umutlarını, kendi doğum günlerini kutlamak için söndürüp bütün bu şehri karanlığa mahkum ediyorlar ya, geride bir karartamadıkları çocukluk anılarımız kalıyor.

Hani hiç durmayacak gibi lapa lapa kar yağardı şehrimizin üstüne.

Ama umut gibi, ama sevda gibi.

Korkusuzca geçerdik kocaman buz sarkıtlarının altından, hiç korkmadan.

Buzdan ayaz kesince her yanı, bizlerin içi ısınırdı.

Ne oldu bize ve ne oldu şehrimize?

Temmuzda titreyen, şubatta terleyen çocuklarımız ve yaşlılarımız var.

Tek tebessüm, akşam çocuklar eve sağlam dönünce annelerin,

Babalar dönünce, çocukların yüzünde oluyor…

Her yüreğe ayrı hazan düşüyor, her ocağa ayrı ateş…

Tıkanmış kulaklar, çığlıkları, feryatları, figanları duymuyor.

“Benden uzak” dediğimiz ateş, üstümüze-üstümüze geliyor.

Ateş, çember olmaktan çıktı, magmaya dönüşüyor…

Ne oldu bize? Ne oldu şehrimize? Ne oldu insanlığımıza?

Ey şehr-i Çapakçur ;

Senin, kendinden bu kaçışın nereye?

Sende hayalleri olanlar, sende umut büyütenler,

Sen gidince kimin aguşuna sığınsınlar?

Sokaklarının en kuytusunda bile olsa, sokak lambaların hiç yanmasa da, çocukluğumuzdaki kar lapa lapa yağmasa da, bırak isimsiz çiçekler açsın sende…

Ben sende büyüyüp, seni terk eden, seni küçük çıkarlarına değişen, senin yürekli, namuslu, onurlu insanını koltuklarına feda eden, sende bir ağaç diksin diye, kendimize baş edip, Ankaralara gönderdiğimiz ama vefasız ama sorumsuz ama kendini bir şey zannedenlere inat, sende anılarımı yaşayacağım ve sende umutlarımı büyüteceğim.

“Ölüme çare” diye suyu kutsanan şehrimin, yürekli, mert ,cesur, vefalı insanı hayallerini senin gibi yaşayan, umutlarını senin gibi burada büyüten, senin gibi olan insanlarla sığın şehrinin yalnızlığına ve şehrini umutla kucakla..

Kar gibi bembeyaz ve temiz olan bir hayat yaşa.

Hakkın olan…

 

 

foto
Yazar: Musa APUHAN
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal