Şeytan ve Ak Saçlı

Yüce Allah melekleri, cinleri ve on sekiz bin alemi yaratmış, ‘’ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve insanı yarattım.’’ hikmetiyle yeryüzünde yeni bir serüven başlamış. Bu serüveni en başından bilen yüce yaratıcı, serüveni bir imtihan sürecinden geçirip, kimin kendisini yaratanı ve kendi nefsini ne kadar tanıdığını da sınamak istemiş. Yüce yaratıcı, serüveni bir emir ile başlatmak istemiş ve yarattıklarına şöyle bir fermanda bulunmuş;

‘’Hani biz meleklere(ve cinlere): “Adem’e secde edin,” demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu.

Kısacası İblisin kovuluşu ve lanetlenişi serüveni buradan başlıyor. Yok olmak yerine, süre isteyip saptırıcı olmak istediğini yaratıcıya iletmiş ve yaratıcı da imtihan gereği iblise bu süreyi tanımıştır.

İblisin bu serüveni, kendisinin rüyasına gelen ak saçlı adamın hikayesine kadar devam etmiştir.

Ben burada, sizlere iblis ve ak saçlı adamın hikayesini paylaşmak istiyorum.

İblis rüyasını anlatıyor, diyor ki; “ben imtihanı kaybedip dergahtan kovulduğum günden beri insanları saptırmak için şeytanlık yapıyorum. Bundan 35-40 yıl önce yine görev başında iken, yolum Türkiye’nin bir vilayetine düştü. Bu vilayet Türkiye’nin hem doğusunda, karlı soğuk bir vilayet, hem de Türkiye’nin ege bölgesinde denize komşu bir yer. Bu şehir iki şehir görünümündeydi. Bu şehirde her ırktan insan ve her cinsten bitki, ağaç ve hayvanat vardı. Arkama dizilmiş yavru şeytanlarımla o şehirde gezmeye başladım. Ara sıra yanımdaki yavrularıma insanoğlunu nasıl yoldan çıkaracaklarına dair öğütler veriyordum.

Bir anda kendimizi bir mekanın içinde bulduk. Kimler olduğunu anlamadığımız bir grup oturmuş, içlerinden bir tanesi de bir kürsünün üzerinden onlara bir şeyler anlatıyordu. Orada oturanlara vaazlarda bulunan adamın, tuhaf tuhaf hareketleri vardı. Bir ağlıyor, bir burnunu çekiyor, kafasını sağa sola çeviriyordu. Bu durum karşısında şaşırıp kaldık.

Bir anda kürsüdeki ak saçlı ile göz göze geldik ve gözleri ile işaret ederek oturmamızı istedi. Ve sanki bana “şimdi beni izle” demek istedi. Bende yanımdaki minik yavrularımla o adamın karşısında diz çöküp oturduk. Büyük bir şaşkınlık içindeydim. Sonra dikkatlice dinlemeye başladım. Karşısındaki herkesi hipnoz etmişti adeta.

Ak saçlı adama karşı saygı duymaya başladım. Bu adam kim ki insanları saptırmada benden daha mahir diye düşündüm. Sonra dikkatlice bakmaya başladım. Gözleri pörtlek pörtlekti. Her hareketi onu ele veriyordu. O an aklıma geldi, evet evet, bu bizim ocakta yetişmiş diye düşündüm. Oda konuşurken gözlerini benden ayırmıyordu, inceden inceden sırıtıyordu. Kendimi bu ak saçlıya oldukça yakın hissetmeye başladım, hayran hayran dinlerken, birden başka bir zaman diliminde buldum kendimi. Mekan değişmiş, yanındakiler değişmiş, hal hareketler değişmiş… Ne olduğunu daha anlamadan kendisi, “şaşırdın değil mi” diye sordu. Şeytanlığımdan utandım, sadece kafa sallayarak “evet” dedim. Burası neresi diye sordum, sırıtarak “burası senin kuluçkaya yattığın mazlumların ve senin düşmanların olan Müslümanların, büyük şeytan dedikleri ABD’nin Pensilvanya eyaleti” dedi, şaşkınlığım bir kat daha artı.

Ak saçlı bana işaret ederek, gel otur dedi. Yalnız burada bazı işler gizli yapılır, onun için yavruların dışarıda beklesin dedi. Yavru iblisler dışarı çıkınca, ikimiz baş başa kaldık. Ben ona saygımdan dolayı dizlerinin dibinde oturdum. Kulağıma eğilerek; “sen benim kırk yılda Türkiye’de kaç tane müslümanı camilerde ders verirken, terörist diye, devletin içine yerleştirdiğim polislerim tarafından yakalatıp, yine yargıda ki adamlarıma yargılatıp, müebbet hapislere mahkum ettirdiğimi biliyor musun? Yine dünyanın 160 ülkesinde, “büyük şeytan ABD’ye ajan yetiştirmek için, kaç tane eğitim kurumu açtığımı biliyor musun?”

 Aksaçlının bu söyledikleri, benim tüylerimi diken diken etti. Diyarbakır şivesiyle; “sen tam bir dıbıl şeytansın!” demek geçti içimden. “Beni iyi dinle” dedi. Bende bu konuşmanın tek kelimesini kaçırmak istemiyordum. Başladı kırk yıldır nasıl çalıştığını, kimleri nasıl yoldan çıkardığını, kimlere nasıl kumpaslar kurduğunu, kimlere nasıl şantajlar yaptığını, kendilerine tabi olmayanlara nasıl tuzaklar kurduğunu anlatmaya…

Hatta bir ara, “kırk yıldır sizleri de takip ediyor, her hareketinizi kameralara çekiyoruz” dedi ve ben bu ak saçlının dedikleri karşısında dilimi yuttum. Sonra dünyada yapmak istediklerini bana anlatmaya başladı. O anlattıkça benim şaşkınlığım bir kat daha artıyordu. Ancak Türkiye ile ilgi bölüme gelince film koptu ve ben ak saçlıya “beni öğrencin olarak kabul eder misin?” dedim. Ak saçlı yine sırıtmaya başladı, “seni okuluma kaydettirsinler, çünkü senin gibi çok öğrencim var.” deyince lanetlendiğim ve kovulduğum gün ettiğim ‘’bütün kullarını saptıracağım’’sözü aklıma geldi. Ve bir anda sevinç çığlıkları atmaya başladım.

Ak saçlı “bu kadar yeter, şimdi iş zamanı” deyip yanındaki kasadan bir sürü ‘1 dolarlar’ çıkarıp, al yanına yavru iblislerini ve okul arkadaşlarını, bunları bizim Türkiye’de ki çocuklara dağıt ve bu paralar üzerinden birbirlerini tanısınlar. “Ne yapmak istiyorsun?” dedim, sadece sırıttı. Aldığım talimatla hemen Türkiye’ye geldim ve ak saçlının verdiği listedeki bütün kardeşlerime, yanımdaki bir dolarları dağıttım. “Şimdi ne yapacağız?” diye sordum, “bu senin işin değil, sen şimdi otur bir kenara ve sadece bizi izle.” Dediler. Aradan birkaç gün geçmeden, bir Cuma günü, yatsı namazından hemen sonra, benim de aklıma gelmeyen bir kalkışma oldu. Bu insi şeytanlar tanklarla, savaş uçaklarıyla insanları vurmaya başladılar. Bende bir şaşkınlık, “biz bunları sadece yoldan çıkaracaktık, vurma işi yoktu bizim planımızda!” deyip bağırıyor, çığlık atıyordum. Kimse beni duymuyordu. Sonra birden irkildim, içim geçmiş, uyumuş ve rüya görmüştüm.

Hemen dünyayı, özelikle Türkiye’yi kolaçan edeyim derken, meğer iblis olarak bizim rüyamızda gördüğümüzü, ak saçlı yavrularıyla gerçekte yapmış. Bir kez daha iblisliğimden utandım. Yine de ak saçlıyla gurur duydum.

Sonuç iki saat içinde yüzlerce ölü, binlerce yaralı, on binlerce mağdur.

Bir kez daha iblisleri rüyasından uyandıran, düştükleri çukurdan çıkaran, büyük şeytan ABD ve bizim ak saçlı oldu.

 

Ancak bu defa film onların istediği gibi bitmedi. Yoldan çıkarmak istedikleri halk, hepsini aynı torbanın içine koyup, çıktıkları çukura geri attı.

foto
Yazar: Musa APUHAN
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal