Cami Merkezli Yaşamlar -5-

 

İşçi gereksinimi duyan Avrupa Türkiye’den talepte bulununca çok sayıda vatandaşımız Avrupa’ya. Bir müddet çalışıp dönme niyetiyle giden gurbetçiler zamanla oraya alışır ve yerleşirler. Dört-beş yıl sonra da ailelerini yanlarına alırlar.

Gidenler dindar ve gelenek-göreneklerine bağlı olmakla beraber zamanla çözülme emareleri görülür. Hocanın biri bu çözülmeye karşı çok sert bir konuşma yapar:

-Ne oluyor size? Neler duyuyorum? Ne demek ‘ din Kapıkule’de kaldı.’ Utanmıyor musunuz bu sözleri söylemeye! Kendinize gelin.

Bir amca öyle anlatıyordu 70’li yılları. “Bu sözler bize çok dokundu. Bizi kendimize getirdi. Camiler ve kendimize ait alanlar inşa etmeye başladık. Dinimize daha çok bağlanmaya başladık.

Türkiye’den tanıdıklarımız aracılığıyla hoca taleplerinde bulunduk. Hitabeti güçlü vaizlerin Avrupa’da dini duygu ve bilincin güçlenmesinde çok büyük katkıları oldu. Özellikle Şevki Yılmaz, Halil İbrahim Çelik vb. kişileri katkısı yadsınamaz derecededir.

Belki de memlekette olsaydık bu kadar dinimize bağlı olmazdık. Tabii bu arada memleketi es geçmiyor, oraya yatırım yapıyorduk. Yatırım ve döviz girdisiyle çok faydamız oldu.”

Avrupa’da Müslümanlar Cami-Mescid merkezli kurumsallaşmışlar. Külliye gibi: Cami, lokanta, çayhane, genç ve çocukların vakit geçirdikleri alanlar. Buralarda kaynaşıyor ve kültürlerini hem yaşıyorlar hem de bir sonraki nesle aktarıyorlar.

Biz de ilk yıllarını, serüvenlerini ve tecrübelerini yeni nesle ve Türkiye’dekilere anlatmak için 70’li yıllardan beri hizmet veren bir camiye gittik. Misafiri olduğumuz kişi bizi cami cemaatiyle tanıştırdı, lakin hiç iyi karşılanmadık. Tuhaf tepkiler aldık.

İmam efendi olmadığı için başka biri namaz kıldırdı. İkinci imam diyelim. Onunla tanışmak ve sohbet etmek için 5 dakikasını rica ettik. Rica etmez olaydık. Kifayetsiz, kalitesiz, kaba-saba. Şimdi bu nasıl olur da İslam’ı burada temsil eder. Rabbim böyle bedevilerden İslam’ı korusun. Bizi resmen camiden kovdu ve gitti. Bu hoca az sonra anlatacağım hacı amcalar gibi darbe yiyen değil. Bunun ki tam bedevilik.

Şok geçirmiştik. Dertleşmeye, sohbete geldiğimizi dedik, olmadı. Rehberimiz birkaç yaşlıyı kantine aldı ve sohbet ettik. Konuştuk, açıldık birbirimize. O zaman anladık ki bazı hacı amcaların sert tepki vermelerinin altında bazı yanlış anlamalar ve geçmişte yaşadıkları olumsuz tecrübeler var.

90’lı yıllarda birçok kişi iyi niyetle camilere bazılarını getirmişler. Kimi Allah’ın dinine hizmet etmek, kimisi de Türkiye’de ortaklıklar kurarak ticaret yapmak amacıyla bunlardan para toplamışlar. Ciddi rakamlar. Kimi gerçekten dediklerini yapmış lakin arada çok sahtekar da çıkmış. 50 bin, 100 bin, 120 bin yani çok kişi hatırı sayılır para kaptırmış. Hala o günlerin şokundalar. Dişlerinden, tırnaklarından kısıp biriktirdikleri ve Allah’ın evinde Allah adı anılarak alınan paralar ortadan kaybolunca bizi de aynı düşünce ile geldi sanmış ve sert-kırıcı tepkiler verdiler.

Hakikatin bu minvalde olduğunu öğrenince susmaktan başka yapacak bir şeyimiz kalmadı. Allah ile aldatmak ve kandırmak ne kadar kötü. Bu ahlaksızlar yüzünden birçok Avrupalı Müslüman kolay kolay kimseye güvenemiyor.

 

 

foto
Yazar: Faruk TELCİ
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal