Berduş

Hayatına anlam katan Müslüman bir birey tattığı bu sevinci başkalarının da tatmasını ister. Bunun için tüm varlığıyla gayret gösterir.

 Bu mücadele azim ve kararlığının baş mimarları her devirde Peygamberler aleyhimus selam olmuşlardır. Hakikati insanlara ulaştırmak için zamana ve mekana göre değişik metot ve yöntemler kullanmış olsalar da temel ilkelerde mutabık kalmışlar. 

Peygamberlerin aleyhimus selam belirgin özellikleri vardır. Doğru sözlülük, tebliğ, eminlik.. gibi. Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin dilinden dökülen bu özelliklerden biri de şudur: “Ben yaptığım bu işe karşılık sizden bir ücret/karşılık istemiyorum. Benim ecrim sadece Allah’tandır.”

 

Hz. Peygamber aleyhi selam İslamî toplumu oluştururken eğitime bambaşka bir önem vermiştir. Mekke’de ‘Daru’l-Erkam’ ve Medine’de ‘Ashab-ı Suffe’ mekteplerini inşa etmiştir. Suffa’da genelde genç bekâr sahabeler kalır, bazı zamanlar rızıklarını temin amacıyla çalışırlardı. Diğer zamanlarda vahyin mektebine gelerek Rasul aleyhi selamdan Kur’an ve hadis dersi alırlardı. Müslüman olan veya kendi toplumu içinde İslami tebliğe izin verilen yörelere gidip din-i mübini anlatırlardı.

 

Sahabe sonrası devirde insanların dünyevileşmesi karşısında kimi Müslümanlar ‘Ashab-ı Suffe’ örnekliğinde İslam’ı yaşama pratiği geliştirdi: Halktan hiçbir karşılık beklemeden ve hizmetlerine karşılık gelen dünyalık ikramları reddederek İslam’ı yaymak.

 

Halktan bir şey kabul etmeyince halk kendilerine yöneldi. Kendilerini baş tacı etti.

 

Dünya derdi olmayan bu hakperest kişilere “hane-i ber duş “denirdi. Yani; “evi omzunda/sırtında”. Tüm dünyası, evi-apartmanı sırtında. Dinini tebliğ ederken hiçbir şey kendilerini engellemiyordu. Şöhretleri gözleri kamaştırıyor, duyanlar-görenler hayret ediyorlardı. Halka halka yayılan bu hareket birilerini de cezbediyordu.

 

Cennet yürekli bu insanların fedakarlığını suistimal edecek ve halkın onlara teveccühünü karşılıksız (!) bırakmaya niyeti olmayan birileri çıkacaktı. Kötü kalpli bu kişiler önceleri berduş’lara yanaşıp onlardan biriymiş izlenimi verecek, halkın ikramlarını reddedecek, dünya adamı değil de ötelerin adamıymış gibi davranacaklardı. Ve yavaş yavaş gönüllere gireceklerdi berduşlar gibi.

 

Gönüllere girince de halkın ikramlarını “istemem, yan cebe koy” tarzı kabul etmeye başladılar. Bu yağlı ve zahmetsiz iş (!) iyi tuttu. Tutunca da dünyayı elinin tersiyle iten (!) asalaklar çoğaldı. “Hakikate sevdalı abitler” onların utancıyla yaşar oldular. Çünkü halk kimi zaman hepsini bir tutuyordu. Hatta böylelerine “evi omzunda” demişti. Kaygusuz demişti. Demişti demesine lakin artık “serseri, asalak, başkasının sırtında geçinen” anlamını kastederek diyordu. Zamanla “hane-ev” kelimesi yutuldu ve geriye BERDUŞ kelimesi kaldı.

 

 

Artık ahali nerde bir serseri, bir asalak görse berduş der oldu. İşte böyle sevgili dostlar! Masum ve nazenin kelimelerin zamanla anlamını kaybetmesi ne hazindir.

foto
Yazar: Faruk TELCİ
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal